cinsel soğukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cinsel soğukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2008 Pazartesi

Cinsel isteksizlik nasıl ele alınmalı ve tedavi edilmeli?

Cinsel isteksizlik nasıl ele alınmalı ve tedavi edilmeli?

Eşlerin cinsel istek düzeyleri belirgin olarak farklı olduğu zaman ilişkide sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu durum eşler arasında yanlış anlamalara ve ciddi çatışmalara yol açabilmektedir. Tedavinin amacı eşler arasında bir uyum oluşturmaktır. Eğer eşlerden birinde belirgin düzeyde bir istek azlığı varsa, bunun nedenlerini anlayıp istek düzeyini arttırmaya çalışmak gerekir. Bazen de eşlerden birinde aşırı isteklilik ve talepler varsa dengeyi sağlamak açısından bu istek ve talepleri azaltmak gerekebilir. Eğer amaç eşler arasında bir uyum ve ahengin oluşturulmasıysa bu tek bir eşin sorunlarına odaklanarak yapılabilecek bir şey değildir.
Daha önce de söylediğimiz gibi toplumumuzda genel olarak yetiştirme biçimine bağlı olarak kadınlarda cinsellikle ilgili olumsuz duygu ve düşünceler vardır. Daha evlenmeden önce birçok kadında cinsel ilişkinin zor ve acı verici bir iş olduğuna dair bir kanaat yerleşir. Hangimiz zor ve acı verici olduğunu düşündüğümüz bir şeyi gönüllüce yaparız? Daha da ötesi, cinsellikle ilgili bu yanlış inanç kadınları psikolojik açıdan öylesine derinden etkiler ki, cinsel ilişki gerçekten de zor, acı verici, tatsız bir işe dönüşür. Böyle bir durumda kadın hoşnut olmadığı bir şeyi sırf görevi olduğunu düşünerek yapar. Bir de kadınların cinsellikle ilgili hislerini ifade etmesi hoş karşılanmaz. Sanki bu düşük, ahlaksız kadınlara özgü bir özellikmiş gibi algılanır. Oysa ifade edilmeyen hisler paylaşılamaz ve zenginleştirilemez.
Böyle bir durumda erkekler şu soruyu kendilerine sormalılar: “Eşim cinsellikle ilgili duyumlarını hislerini ifade etse ben nasıl karşılarım? Bu konuda eşimi rahatlatıyor ve ona destek oluyor muyum? Yoksa evliliğimizde klasik erkeklik ve kadınlık rollerini itinayla korumaya mı çalışıyorum?” Aslında her iki eşin de bu ve buna benzer soruları kendilerine sormaları çok yararlı olur. Bu sorular kalıplaşmış ilişki biçimlerinin dışına çıkıp daha güzel bir ilişki geliştirmenin ilk adımı olabilir.
Burada klasik diye belirttiğimiz erkeklik ve kadınlık rollerinden de kısaca bahsedelim. Klasik erkeklik özellikleri, cinsellikle ilgili kafasında bir soru ve şüphe olmayan, cinsel ilişkiye her an istekli, hazır, cinsel ilişkide aktif, belirleyici, haşin, ilişkide eşine pek insiyatif bırakmayan şeklinde özetlenebilir. Klasik kadınlık özelliklerini ise, mahcup, sıkılgan, duygularını ve düşüncelerini ifade etmeyen, ilişkide pasif şeklinde belirtebiliriz. Aslında burada cinselliğin bedensel olmaktan çok, bilinçsel olduğunu vurgulamak istiyoruz. İnsan olmanın zorluğu ve güzelliği burada. Daha önce şu ve bu nedenden oluşmuş ve bizi menfi yönde etkileyen düşünce ve davranış kalıplarımızı değiştirebiliriz. Ama bu bilinçli bir gayret gerektiriyor.
Cinsel soğukluk ve isteksizliği gidermede bazı bedensel egzersizlerin de çok yararı vardır. Bu egzersizler hem dokunma duyusunun geliştirilmesini hem de vücudun hassas bölgelerinin keşfini sağlar. Bu faydaları temin etmek için, şu tür egzersizler tavsiye edilebilir:
Öncelikle ılık bir banyo alınır. Zihnen rahat ve kasların olabildiğince gevşemiş olmasına gayret edilir. Vücut sabunlanır. El vücudun değişik bölgelerinde gezdirilerek, hangi vücut bölgelerinin dokunmaya daha hassas olduğu anlaşılmaya çalışılır. Bazen hafifçe okşanır bazen de basınç uygulanır ya da sıkılır. Böylelikle uyaranlar arasındaki farkı ayırt edilmeye başlanır.
Daha sonra doğrudan cinsel organlara yönelik egzersizlere geçilir. Öncelikle cinsel organı çevreleyen kasın hissedilmesi, keşfi önemlidir. Eğer idrar tutulup bırakılıyormuş gibi yapılırsa, bu kas kolay fark edilir. Bu egzersize devam edilirse, kadın bu kasın kullanımını öğrenir. Bu da cinsel ilişki esnasında alınan hazzı arttırır. Daha sonra parmak cinsel organ üzerinde gezdirilir. Özellikle klitoris (bızır) üzerinde parmağın dairesel ve aşağı yukarı hareketleri dokunma duyusu ve hislerin geliştirilmesinde çok yararlıdır.
Bazılarımızda bu tür egzersizleri uygulamak, hatta düşünmek bile rahatsızlık uyandırabilir. Bazılarımıza da kişinin kendi kendine dokunması, bir anlamda uyarması tuhaf gelebilir. O zaman şöyle düşünelim: Cinsel soğukluktan dolayı eşinizle ilişkileriniz çok kötü gidiyorsa ya da bu sorun hayatınızın diğer alanlarını da olumsuz etkiliyorsa, bu sorunu çözmenizde yardımcı olabilecek bazı egzersizler neden tuhaf ya da kötü olsun? Ayrıca bu egzersizleri eşinizle de uygulayabilirisiniz; hatta bu daha da yararlı olabilir.
Uzun süredir beraber yaşayan eşlerin ilişkileri zamanla monotonlaşabilir. Aslında sürekli aynı şekilde tekrarlayan her şey insanda bıkkınlık yaratır. Eşler birbirlerini sevdiği halde cinsel ilişki her iki eş için de sıkıcı hale gelebilir. Bu tür durumlarda küçük değişiklikler yapılması ilişkileri tekrar canlandırabilir. Mesela bazen kısa ayrılıklardan sonra bir araya gelindiğinde insanın algılama ve hissediş biçimleri değişebilir. Hepimiz sürekli yaşadığımız bir yerden bir süreliğine ayrılıp geri döndüğümüzde her şeyin gözümüze farklı göründüğünü tecrübe etmişizdir. Eskiler bunu ‘Tebdil-i mekanda ferahlık vardır’ diye çok güzel söylemişlerdir. Çünkü alışılmış olanın dışına çıktığımızda algılama şeklimiz değişir; ruhumuz adeta tazelenir.
Sürekli aynı şekilde tekrarların canlılığı nasıl öldürdüğünü bir bilimsel deneyi aktararak anlatmaya çalışalım. Bu deney insan beyninin monoton uyarılara nasıl tepki verdiğini anlamak için düzenlenmiştir. Bu amaçla deneye tabi tutulan kişi sesten yalıtılmış, yani ses geçirmeyen bir odaya konur. Odada saat gibi ritmik ve aynı tonda ses çıkaran bir alet vardır. Deneğin başına elektrotlar bağlanır. Bu elektrotlar beyindeki elektrik sinyallerini ölçmektedir. Elektrotlar yardımıyla monoton ses uyarılarına karşı deneğin beyninin verdiği elektrik sinyalleri ölçülür. Sonuç ilginçtir. Beyin başlangıçta ilk ses uyarılarına güçlü bir elektriksel cevap vermekte zamanla cevaplar zayıflamakta sonunda da kaybolmaktadır. Ama sesin tonu ya da ritmi değiştirildiğinde beyin tekrar güçlü bir şekilde tepki vermeye başlamaktadır.
Bu deneyin sonucundaki ilginçlik şuradadır: İnsan beyni monoton şekilde tekrarlayan uyarılara zamanla cevap vermemeye başlıyor, yani onları yok farz ediyor. Bu tıpkı oturduğumuz koltuğu zamanla hiç hissetmemek ya da bir şelalenin yanında yaşayan insanların bu şelalenin sesini hiç duymamaları gibi bir şeydir. Eşlerin birbirlerine verdikleri uyarı hep aynı şekilde olursa, tıpkı deneydeki gibi verilen tepkilerde zamanla sönükleşir. Oysa küçük değişiklikler bile, bir kıyafet değişikliği, tavırlardaki bir değişiklik, mekan değişikliği ilişkiyi canlandırabilir.
Cinsel soğukluğun nedeni bazen de eşler arasındaki geçimsizlikler ve çatışmalar olabilir. Hatta bu sorunun cinsel isteksizlik ve soğuklukta düşünüldüğünden çok daha önemli olduğunu söyleyebiliriz. Eğer cinsel soğukluğun temelinde bu tür çatışmalar varsa çiftin bu sorunu kendi başlarına çözmeleri genellikle zordur. Bu tür durumlarda bir uzman eşliğinde çiftin beraber katılacakları bir aile terapisi çok yararlı olabilir.
UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

Cinsel soğukluğun nedenleri nelerdir?

Cinsel soğukluğun nedenleri nelerdir?
Tatminkar bir cinsel ilişki için öncelikle kişinin kendi içinde bir istek duyması ve bu isteğin bir eşe yönelmesi gerekir. İsteğin kişinin içinde oluşması, bir eşe yönelmesi ve eşle doyurucu bir ilişkinin gerçekleştirilmesi sürecinde çok farklı etkenler rol oynar. Bu etkenler genel olarak üç ana grupta toplanabilir. Birincisi kişinin mizacı ve iç dünyasıyla ilgili psikolojik etkenler, ikincisi bedensel durumla ilgili biyolojik etkenler, üçüncüsü ise bizi kuşatan ve içinde yaşadığımız çevresel ve kültürel etkenlerdir.
Kabul etmek gerekir ki, insanların kendilerinin seçmedikleri doğuştan getirdikleri bir yapıları vardır. Bu yapı hayatın içinde şekillenerek değişebilir. Ama yine de, doğuştan getirdiğimiz bu özellikler eğilimlerimizin belirlenmesinde her zaman önemli bir rol oynar. Burada vurgulamak istediğimiz daha psikolojik, çevresel, kültürel etkenler devreye girmeden önce bile cinsel ilgi açısından insanlar arasında yapısal farklılıklar olduğudur. Eşler arasındaki cinsel istek düzeylerinin çok farklı olmasından dolayı cinsel isteği daha az olan eşin “cinsel açıdan soğuk” olarak nitelendirilmesinin en önemli nedeni bu doğal farklılık olabilir. Buradaki tehlike sorunu yalnızca yapısal farklılığa indirgeyerek cinsel soğukluğa yol açmış olabilecek diğer muhtemel nedenleri göz ardı etmektir.
Eğer bir kadın ergenlik dönemine girdiği andan itibaren cinsel istekte bir azlıktan söz ediyorsa, bu durum yukarıda bahsettiğimiz yapısal etkenlere bağlı olabilir. Ama pekala bu durum çocuğun cinsellik konusundaki tutum ve davranışlarını şekillendiren çevresel ve kültürel etkenlere, değer yargılarına bağlı da olabilir. Cinselliğin sürekli açıktan ya da ima yoluyla kötülük, günahkarlık, ahlaksızlıkla ilişkilendirildiği bir sosyal ve kültürel ortam düşünelim. Bu ortamda yetişen bir kız çocuğunun iç dünyasında nasıl bir cinsellik kavramı vardır. Böyle yetişen bir kız çocuğunun yine benzeri değer yargılarıyla yetişmiş bir erkekle evlendiğinde cinsel duygularını tabii bir biçimde duyumsayıp, geliştirip birliktelik içinde ifade edebilir mi? Bu olumsuz etkenlere ek olarak bu kız çocuğu bir de iradesi dışında istemediği bir evliliğe zorlanmışsa, cinsel soğukluk zaten beklenen bir sonuç olmaz mı?
Daha önceden cinsel soğukluğu olmayan bir kadında hayatının herhangi bir döneminde cinsel isteksizlik ortaya çıkmışsa farklı etkenleri düşünmek gerekir. Bedensel bir hastalık ya da bu hastalıkların tedavilerinde kullanılan bazı ilaçlar cinsel istekte bir azalmaya yol açabilir. Başta depresyon olmak üzere psikolojik sorunlar ve örseleyici, yıpratıcı hayat olayları da cinsel isteksizliğe yol açan en önemli etkenler arasında yer almaktadır. Depresyonun cinsel istekte azalmaya yol açtığına dair birçok bilimsel çalışma mevcuttur. Bu konu önemine binaen daha sonra ayrı bir başlıkta daha geniş olarak ele alınacaktır. Anksiyete (kaygı-endişe) de cinsel isteksizliğe yol açan etkenler arasında yer alır. Anksiyete özellikle cinsel döngünün istek fazını baskılar. Birçok gayri iradi ve bilinçdışı korku bu anksiyeteyi tetikleyerek ortaya çıkarır. Bu meyanda cinsel dürtüler üzerinde kontrolü kaybetme korkusu, gebe kalma korkusu, çok yakın olma ve sonrasında zedelenme korkusundan bahsedilebilir. Yine de bu tür korkulardan kaynaklanan anksiyeteyi, cinsel isteksizliğin bir nedeni olmaktan çok sorunun süre gitmesine yol açan bir etken olarak düşünmek daha doğru olur.
Cinsel isteksizliğin nedenlerinden biri olarak bıkkınlıktan da söz etmek gerekmektedir. Uzun yıllar birlikte yaşayan eşler sürekli aynı fiziksel ortamda aynı biçimde ilişkiler kurarlar. İlişkinin her adımının önceden bilinmesi eşlerde bir bıkkınlığa yol açabilir.
Bu konuda erkek ve kadınlar arasındaki biyolojik farklılıkların bilinmesinde de yarar vardır. Erkekler açısından cinsel isteğin en yoğun olduğu dönem genel olarak geç ergenliktir. Kadınlarda ise bu dönemin genel olarak 35 -40 lı yaşlar olduğu söylenebilir.
Bu psikolojik ve çevresel etkenler yanında biyolojik etkenler de cinsel istekte azalmaya yol açabilir. Öncelikle belirtmek gerekir ki yaşlanmaya bağlı olarak cinsel istekte bir azalma olur. Kadınlarda gebelik, doğum sonrası (postpartum dönem-lohusalık dönemi) ve emzirme dönemleri hem biyolojik hem de psiko-kültürel açıdan kadın cinselliğini etkiler. İnsan dışındaki diğer memelilerde cinsellik tamamen hormonların kontrolü altındadır ve bu canlılarda gebelik süresince cinsel etkinlik olmaz. İnsanda ise hormonlar cinsel etkinliği belirleyen faktörlerden sadece birisidir. Dolayısıyla gebelikte kadınlarda cinsel istekte azalma olabilir ama tümüyle ortadan kalkmaz. Bu azalma da hormonal etkenler yanında belki daha fazla psiko-kültürel etkenlere bağlıdır. Ayrıca gebeliğin ilk aylarında ortaya çıkan bulantı, halsizlik ya da son aylarında kadın bedenindeki şekil ve mekanik değişiklikler cinsel etkinliği olumsuz yönde etkiler.
Hemen hemen tüm toplumlarda doğumdan sonra belli bir dönem (lohusalık dönemi) cinsel ilişki yasaklanır. Bizim kültürümüzde bu doğumdan sonraki 40 günlük süreyi kapsar. Bu açıdan toplumumuzda “kırkı çıkma” tabiri çok yaygındır. Aslında rahimin toparlanmasının (uterus involusyonu) 40 günde tamamlandığı düşünülürse, bu kadındaki biyolojik bir değişikliğe karşılık gelmektedir.
Emzirme döneminde de hem biyolojik hem de psiko-kültürel etkenlere bağlı cinsel istekte azalma olabilmektedir. Bu dönemde kadında süt salgısını sağlayan prolaktin dediğimiz hormon artmakta, bunun sonucu olarak da kadın üreme organlarının işlevleri baskılanmakta ve kadınlık hormonu olan östrojen azalmaktadır. Tüm bu hormonal değişiklikler kadın cinsel organında atrofiye ve kuruluğa yol açmaktadır. Bu biyolojik değişiklikler yanında, kadının psikolojik olarak çocuğuna odaklanması da cinsel ilgilerinin azalmasına yol açabilmektedir. Menopoz da kadında hem biyolojik hem de psikolojik değişikliklerin olduğu önemli bir dönemdir. Bu konuda ‘Menopoz Sendromu’ bölümünde detaylı bilgi bulabilirsiniz..



UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

Cinsel soğukluğun nedenleri nelerdir?

Cinsel soğukluğun nedenleri nelerdir?
Tatminkar bir cinsel ilişki için öncelikle kişinin kendi içinde bir istek duyması ve bu isteğin bir eşe yönelmesi gerekir. İsteğin kişinin içinde oluşması, bir eşe yönelmesi ve eşle doyurucu bir ilişkinin gerçekleştirilmesi sürecinde çok farklı etkenler rol oynar. Bu etkenler genel olarak üç ana grupta toplanabilir. Birincisi kişinin mizacı ve iç dünyasıyla ilgili psikolojik etkenler, ikincisi bedensel durumla ilgili biyolojik etkenler, üçüncüsü ise bizi kuşatan ve içinde yaşadığımız çevresel ve kültürel etkenlerdir.
Kabul etmek gerekir ki, insanların kendilerinin seçmedikleri doğuştan getirdikleri bir yapıları vardır. Bu yapı hayatın içinde şekillenerek değişebilir. Ama yine de, doğuştan getirdiğimiz bu özellikler eğilimlerimizin belirlenmesinde her zaman önemli bir rol oynar. Burada vurgulamak istediğimiz daha psikolojik, çevresel, kültürel etkenler devreye girmeden önce bile cinsel ilgi açısından insanlar arasında yapısal farklılıklar olduğudur. Eşler arasındaki cinsel istek düzeylerinin çok farklı olmasından dolayı cinsel isteği daha az olan eşin “cinsel açıdan soğuk” olarak nitelendirilmesinin en önemli nedeni bu doğal farklılık olabilir. Buradaki tehlike sorunu yalnızca yapısal farklılığa indirgeyerek cinsel soğukluğa yol açmış olabilecek diğer muhtemel nedenleri göz ardı etmektir.
Eğer bir kadın ergenlik dönemine girdiği andan itibaren cinsel istekte bir azlıktan söz ediyorsa, bu durum yukarıda bahsettiğimiz yapısal etkenlere bağlı olabilir. Ama pekala bu durum çocuğun cinsellik konusundaki tutum ve davranışlarını şekillendiren çevresel ve kültürel etkenlere, değer yargılarına bağlı da olabilir. Cinselliğin sürekli açıktan ya da ima yoluyla kötülük, günahkarlık, ahlaksızlıkla ilişkilendirildiği bir sosyal ve kültürel ortam düşünelim. Bu ortamda yetişen bir kız çocuğunun iç dünyasında nasıl bir cinsellik kavramı vardır. Böyle yetişen bir kız çocuğunun yine benzeri değer yargılarıyla yetişmiş bir erkekle evlendiğinde cinsel duygularını tabii bir biçimde duyumsayıp, geliştirip birliktelik içinde ifade edebilir mi? Bu olumsuz etkenlere ek olarak bu kız çocuğu bir de iradesi dışında istemediği bir evliliğe zorlanmışsa, cinsel soğukluk zaten beklenen bir sonuç olmaz mı?
Daha önceden cinsel soğukluğu olmayan bir kadında hayatının herhangi bir döneminde cinsel isteksizlik ortaya çıkmışsa farklı etkenleri düşünmek gerekir. Bedensel bir hastalık ya da bu hastalıkların tedavilerinde kullanılan bazı ilaçlar cinsel istekte bir azalmaya yol açabilir. Başta depresyon olmak üzere psikolojik sorunlar ve örseleyici, yıpratıcı hayat olayları da cinsel isteksizliğe yol açan en önemli etkenler arasında yer almaktadır. Depresyonun cinsel istekte azalmaya yol açtığına dair birçok bilimsel çalışma mevcuttur. Bu konu önemine binaen daha sonra ayrı bir başlıkta daha geniş olarak ele alınacaktır. Anksiyete (kaygı-endişe) de cinsel isteksizliğe yol açan etkenler arasında yer alır. Anksiyete özellikle cinsel döngünün istek fazını baskılar. Birçok gayri iradi ve bilinçdışı korku bu anksiyeteyi tetikleyerek ortaya çıkarır. Bu meyanda cinsel dürtüler üzerinde kontrolü kaybetme korkusu, gebe kalma korkusu, çok yakın olma ve sonrasında zedelenme korkusundan bahsedilebilir. Yine de bu tür korkulardan kaynaklanan anksiyeteyi, cinsel isteksizliğin bir nedeni olmaktan çok sorunun süre gitmesine yol açan bir etken olarak düşünmek daha doğru olur.
Cinsel isteksizliğin nedenlerinden biri olarak bıkkınlıktan da söz etmek gerekmektedir. Uzun yıllar birlikte yaşayan eşler sürekli aynı fiziksel ortamda aynı biçimde ilişkiler kurarlar. İlişkinin her adımının önceden bilinmesi eşlerde bir bıkkınlığa yol açabilir.
Bu konuda erkek ve kadınlar arasındaki biyolojik farklılıkların bilinmesinde de yarar vardır. Erkekler açısından cinsel isteğin en yoğun olduğu dönem genel olarak geç ergenliktir. Kadınlarda ise bu dönemin genel olarak 35 -40 lı yaşlar olduğu söylenebilir.
Bu psikolojik ve çevresel etkenler yanında biyolojik etkenler de cinsel istekte azalmaya yol açabilir. Öncelikle belirtmek gerekir ki yaşlanmaya bağlı olarak cinsel istekte bir azalma olur. Kadınlarda gebelik, doğum sonrası (postpartum dönem-lohusalık dönemi) ve emzirme dönemleri hem biyolojik hem de psiko-kültürel açıdan kadın cinselliğini etkiler. İnsan dışındaki diğer memelilerde cinsellik tamamen hormonların kontrolü altındadır ve bu canlılarda gebelik süresince cinsel etkinlik olmaz. İnsanda ise hormonlar cinsel etkinliği belirleyen faktörlerden sadece birisidir. Dolayısıyla gebelikte kadınlarda cinsel istekte azalma olabilir ama tümüyle ortadan kalkmaz. Bu azalma da hormonal etkenler yanında belki daha fazla psiko-kültürel etkenlere bağlıdır. Ayrıca gebeliğin ilk aylarında ortaya çıkan bulantı, halsizlik ya da son aylarında kadın bedenindeki şekil ve mekanik değişiklikler cinsel etkinliği olumsuz yönde etkiler.
Hemen hemen tüm toplumlarda doğumdan sonra belli bir dönem (lohusalık dönemi) cinsel ilişki yasaklanır. Bizim kültürümüzde bu doğumdan sonraki 40 günlük süreyi kapsar. Bu açıdan toplumumuzda “kırkı çıkma” tabiri çok yaygındır. Aslında rahimin toparlanmasının (uterus involusyonu) 40 günde tamamlandığı düşünülürse, bu kadındaki biyolojik bir değişikliğe karşılık gelmektedir.
Emzirme döneminde de hem biyolojik hem de psiko-kültürel etkenlere bağlı cinsel istekte azalma olabilmektedir. Bu dönemde kadında süt salgısını sağlayan prolaktin dediğimiz hormon artmakta, bunun sonucu olarak da kadın üreme organlarının işlevleri baskılanmakta ve kadınlık hormonu olan östrojen azalmaktadır. Tüm bu hormonal değişiklikler kadın cinsel organında atrofiye ve kuruluğa yol açmaktadır. Bu biyolojik değişiklikler yanında, kadının psikolojik olarak çocuğuna odaklanması da cinsel ilgilerinin azalmasına yol açabilmektedir. Menopoz da kadında hem biyolojik hem de psikolojik değişikliklerin olduğu önemli bir dönemdir. Bu konuda ‘Menopoz Sendromu’ bölümünde detaylı bilgi bulabilirsiniz..
UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

Cinsel soğukluk

Cinsel soğukluk
Burada cinsel soğukluktan kastedilen şey, cinsel arzu ve isteğin az olması ya da hiç olmamasıdır.
Bu sorunun tanımlanması, konuyla ilgilenen hekimler arasında çok farklı tartışmalara yol açmıştır. Çünkü istek ya da arzunun objektif sınırlarını belirlemek oldukça güçtür. İster kadında ister erkekte cinsel isteksizliğin var olduğuna karar verebilmek için birçok kriteri göz önüne almak gerekmektedir. Bunlar özellikle, kişinin yaşı, mesleği, sosyal durumu, inançları, cinsellikle ilgili kültürel normları, cinsel isteğin yoğunluğu ve sıklığıyla ilgi öznel ifadeleri, eşiyle ilgili düşünce ve hisleridir.
İstek azlığı eşler arasında cinsel istek açısından belirgin bir fark olmadıkça önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaz.
Cinsel istek azlığı bir kadında iki şekilde bulunabilir. Birincisinde kadın ergenlik dönemine girdiği zamandan itibaren cinsel soğukluk içindedir. İkincisinde ise cinsel isteksizliği olmayan bir kadının, hayatının herhangi bir safhasında kendisini olumsuz yönde etkileyen olaylara bir tepki olarak cinsel açıdan isteksizleşmesidir.
UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

Evlilikte cinsel soğukluk kaçınılmaz mı?


Evlilikte cinsel soğukluk kaçınılmaz mı?

Evli çiftler arasında baş gösteren cinsel isteksizliğin en önemli nedenlerinden biri, ilişkiye gerekli özenin gösterilmemesi...
Evliliklerde cinsel çekimin azalması sevginin de yavaş yavaş bittiğinin habercisiymiş gibi gelir çiftlere. Oysa gerçek sebep fiziksel ve duygusal bir takım rahatsızlıklar olabilir. Bu nedenle öncelikle problemin ne olduğunu araştırmak ve buna göre hareket etmek gerekiyor.
Evliliklerde çiftleri birbirinden uzaklaştıran en büyük etken ilişkiye gerekli titizliğin gösterilmemesi ve cinsel yaşama yeniliklerin kazandırılmaması. Evli çiftlerin zaman içinde ara ara ilişkilerini gözden geçirerek yeni bir boyut getirmeleri gerekir.
Kadınlarda cinsel soğuklukYapılan araştırma sonuçlarına göre seks; stres, yorgunluk ve baş ağrısıyla savaşıyor. Aynı zamanda bünyeyi de rahatlatıyor. Cinsel soğukluk, partnere yetişme çağında ailenin cinsellik konusunda gösterdiği tutuculuğa bağlı olabiliyor.
Diğer bir neden de, gençlik çağındaki ilk deneyimde meydana gelmiş bir zorlama ya da partnerin doğru kelimeleri ve dokunuşları bulamamasından doğan ters etkilenmenin yıllar sonra bilinç altından çıkması. Bu sorun, kadının yaşadıkları incelenerek çözümlenmeli. İsteksizlik ve orgazm olamama geçmişle yüzleşmenin getirdiği bir sorun da olabiliyor.
Ağrı, ilişkiden soğutabilirToplumsal baskı ve tabular, kadın cinselliği söz konusu olduğunda, kadından çok daha fazla söz sahibi olduğundan kadın kendini ilişki sırasında baskı altında hissedip ilişki sırasında kendini kasabilir. Evliliğin ilk gecesinde kadının kendini kasması ilişkiden haz almasından çok acı duymasına neden olmuş olabilir. Bu nedenle de cinselliğe bakışı farklı olacaktır.
Libido kaybıLibido kaybı, cinsel isteğin kaybolması anlamına gelir. Evliliklerinin ilk yıllarında mükemmel bir cinsel hayata sahip olan çiftlerin, bir zaman sonra birbirlerinden soğumalarının nedeni büyük ihtimalle libido kaybına bağlıdır.
Libido kaybına çiftlerin psikolojik yapılarındaki değişiklik neden olabilir. Genel olarak evli çiftlerde libido kaybının nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:
- İstenmeyen gebelik korkusu- İlişkiye girmeyi önleyen korkular- Kişinin psikolojik durumundaki değişiklikler- Sosyal ve ekonomik nedenlere bağlı stresler- Travmaya neden olan tıbbi müdahale- Vajenin penisi içine alması sırasında ağrı olması
Eğer kadında bir takım jinekolojik rahatsızlıklar baş gösterdiyse bunlar da cinsel soğukluğa yol açabilirler. Eğer kadın doğum gibi büyük bir değişiklik yaşadıysa vücudunun yeniden eski ritmini yakalaması üç aylık bir süre isteyecektir. Bu arada kadının annelik, eşlik, evinin kadını gibi konularda aklının karışması da cinselliğe zaman ayırmasını engelleyici etkenlerden olabilir.
Erkeklerde cinsel soğuklukToplumumuz kadına yatakta ne kadar baskı yapıyorsa erkeği de o kadar serbest bırakıyor. Performansından şüphe edilmeyen erkek de kendisine gösterilen bu güveni baskı olarak algılayabiliyor oysa. Erkeklerde de bazı fizyolojik sorunlar sıkça görülebiliyor. Cinsel fonksiyon bozuklukları ile uğraşan uzmanlar öncelikle ilk iş olarak olayın fiziksel mi, yoksa psikolojik mi olduğunu araştırıyorlar.
Fiziksel rahatsızlıklardan ileri gelen cinsel isteksizliğin bir takım konsültasyonlarla ortadan kaldırılması mümkün. Bu fiziksel rahatsızlıklar çoğunlukla kalp - damar hastalıkları, bazı hormon veya enfeksiyon hastalıkları ile libido üzerinde olumsuz etki yapan ilaçların neden olduğu hastalıklar oluyor. Psikolojik nedenlerden bazıları ise stres, sürmenaj, kendine güven eksikliği, çift arasında yaşanan sorunlar olabiliyor. Bu gibi durumlarda çiftlerin aralarındaki problemleri çözmek üzere bir evlilik uzmanının yardımını almaları gerekebilir.
UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

Cinsel Uyarılma Bozukluğu

Cinsel Uyarılma Bozukluğu
Cinsel uyarılma cinsel cevap döngüsünün ikinci evresidir. Cinsel uyarılmanın kesin olarak psikolojik bir yönü olsa da aynı zamanda fizyolojik değişikliklerin görüldüğü ilk evredir. Kadınlarda cinsel uyarılma; pelvik bölgeye kan akımının artması, vajenin ıslanma ve genişlemesi, dış genital organların şişmesi ile karakterizedir. Bu değişikliklerin altında yatan mekanizma çok açık olmasa da cinsel uyarılma, otonom sinir sisteminin uyarılması ile ilişkilidir. Kadın cinsel uyarılma bozukluğu, cinsel cevabın genel uyarılma yönünün ortadan kalkmasıdır. Bu durumda kadınlarda vajinal kayganlaşma ya da genişleme olmadığı gibi erotik duyumlar da hissedilmez. Bu durumda fiziksel temas tiksindirici gelebilir veya belli bir noktaya dek temas zevk verebilir. Uyarılma sorunu olduğunda orgazmla ilgili sorun da olacaktır. Bir araştırmada mutlu bir evlilikleri olan kadınların % 33'ü cinsel uyarılmayı sürdürmede zorluk tanımlamışlardır. Bu problem, kadının yaşamın belli bir döneminde ortaya çıkabilir ya da genç kızlıktan beri hiç cevap olmayabilir. Nedenlerine gelince; Cinsel uyarılma ile ilgili sorunlar bazı fiziksel durumlar ve yaşam dönemleri ile ilişkili olabilir. Diyabet, sigara kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve sinir hasarları hem kadın hem de erkekte cinsel uyarılmayı olumsuz etkileyebilir. Emziren kadınlarda vajinal ıslanmada azalma olabilir. Menopoz döneminde ve sonrasında östrojenin azalması da uyarılmayı zorlaştırabilir. Bazı ilaçlar da uyarılmayı bozabilir. Örneğin antidepresanlar, antihipertansifler ve antihistaminikler bu tür yan etkiye sahiptir. Bu işlev bozukluğunun en yaygın nedenleri arasında suçluluk ve düşmanlık yer almaktadır. Suçluluk genellikle cinsel ilişkiden hoşlanma isteği ile bunu yapmaktan duyulan korku arasındaki iç çatışmayı içine alır. Düşmanlık ise sıklıkla eşle ilgilidir. Kadında cinsel uyarılmayı artırmaya yönelik tedaviler genital bölgeye kan akımını artırarak ya da ıslanmayı kolaylaştırarak etkinlik gösteren ürünler üzerine denemeler sürse de bunların pek çoğu henüz deneysel düzeydedir. Bazı kanlanmayı arttırıcı kremlerin cinsel uyarılmayı düzeltici etkisi de araştırılmaktadır.Sempatik sinir sistemini uyaran ilaçlar, yohimbin, sildefanil gibi ağızdan kullanılan ilaçlar da araştırılmaktadır. Bu ilaçlar kan akımını artırarak ya da sinir sisteminin bazı bölümlerini uyararak etki ederler.

Kadınlarda Cinsel İsteği Artırmada Kullanılan İlaçlar

Kadınlarda Cinsel İsteği Artırmada Kullanılan İlaçlar
Sorunun karmaşıklığı ve bireylere özgü oluşu göz önüne alındığında işe yarayan tek bir yöntemin olamayacağı açıktır. İçlerinde sildefanil (viagra) de olmak üzere cinsel uyarılma üzerine etkili olduğu düşünülen bir grup ilaç halen araştırılmaktadır. Bu ilaçların çoğu genital bölgedeki kan akımını artırarak etkili olmaktadırlar. Hem kadınlar hem de erkeklerde "testosteron hormonu" libido (cinsel istek-enerji) açısından önemli olduğundan cinsel istek azalmasının tedavisinde –tabi ki hekim gözetimi altında- kullanılabilmektedir. Testosteron tedavisi ile karaciğer hasarı, kalp hastalığı riskinde artış olması gibi yan etkilerin oluşabileceği de dikkate alınmalıdır. Yine menopoz sonrası dönemlerde kullanılabilen bir takım hormon tedavileri ile antidepressanlar cinsel istek problemlerinde tedavi olanağı sunabilmektedir."Feromon"ların cinsel istek bozukluklarının tedavisindeki yeri de giderek daha fazla araştırılmaktadır. Bunlar dışında eğitim amaçlı erotik videolar da yararlı olabilir. Ancak cinsel tiksinti bozukluğu olanlarda erotik videolar kaygıyı artırabileceği için önerilmez.
UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

Cinsel İstek Bozukluklarında Tedavi

Cinsel İstek Bozukluklarında TedaviTedavi,
neden olan faktörün ortaya konmasından sonra mümkündür. İsteksizliğe neden olan neden kadın hastalıkları veya başka bir fiziksel hastalıksa öncelikle bunun tedavisi gerekmektedir. Herhangi bir organik hastalık saptanamamışsa isteksizliğin nedeni psikolojiktir. Bu durumda çiftlerin birlikte psikiyatrik yardım alması gerekmektedir. Bu tedavi sırasında kadında cinsel isteksizliğe neden olan durumlar açığa çıkartılır. Bu arada bir jinekolog tarafından cinsel "erojen (duyarlı) bölgeler" (meme uçları, klitoral bölge, kulak çevresi, boyun, bacaklar gibi) ve bunların nasıl uyarılacağı çiftlere anlatılır. Kadına çatı kaslarını kasıp gevşetme egzersizleri öğretilerek vajenin daha duyarlı hale gelmesi sağlanır.
UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

Cinsel Tiksinti Bozukluğu

Cinsel Tiksinti Bozukluğu
Cinsel isteğin daha şiddetli bir derecede azalması ve hatta ortadan kalkması durumudur. Cinsel tiksinti bozukluğu olan bireyler cinsel aktivitelerden kaçınırlar. Kendilerine cinsel yönden yaklaşıldığında korku, kaygı ya da iğrenme ifade ederler. Bu durum belirgin bir sıkıntıya ve kişiler arası ilişkilerde zorluklara neden olur. Şiddetli derecede cinsel tiksinti bozukluğu olan kişilerde cinsellikle ilgili durumlarda panik atağa varan sorunlar yaşanabilir. Bu sorun "travma sonrası (posttravmatik) stres bozukluğu" gibi başka psikolojik sorunlarla bir arada da görülebilir. Bu bozukluk tecavüze uğrama ya da çocuklukta istismar gibi cinsel saldırıya maruz kalınan durumlarda, cinsel birleşmenin ağrılı olduğu durumlarda ya da cinsel dürtü ile utanç, suçluluk gibi duygular arasında farkında olunmayan bir bağlantı olduğunda ortaya çıkabilir.
UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

CİNSEL İSTEK AZALMASI (Cinsel Soğukluk)

CİNSEL İSTEK AZALMASI (Cinsel Soğukluk)
Yeterli cinsel uyarı olmasına rağmen kadının cinsel arzu duymaması durumudur. Halk arasında "frijidite" veya "cinsel soğukluk" olarak da adlandırılmaktadır. Azalmış cinsel istek, cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması veya hiç olmaması şeklinde de tanımlanabilir.Cinsel istek; cinsel içerikli rüyalar ve fanteziler kurma, erotik materyale ilgi, cinsel etkinlikle ilgili arzuların farkında olunması, olası çekici cinsel eşlere yönelik dikkatin olması ve cinselliğin azalmasına ilişkin hayal kırıklığının olması gibi durumları kapsamaktadır. Cinsel istek, sadece psikolojik bir durum gibi görünse de sıklıkla hormonal dengesizlik ya da tedavi gibi fiziksel durumlardan da etkilenmektedir. İsteğin olması çeşitli faktörlere bağlıdır. Bunlar: Biyolojik içgüdü, yeterli özgüven (self esteem), cinsellikle ilgili önceki deneyimlerin olumlu olması, uygun bir cinsel eşin olması, birlikte olunan kişi ile cinsellik dışındaki alanlarda da iyi bir ilişkinin olması gibi. Bu alanların herhangi birinde sorun olması cinsel isteğin azalması ile sonuçlanabilir. Frijidite, hem fiziksel hem de psikolojik sorunlara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Fiziksel faktörler:Yaşlanma ve menopoz Kullanılan bazı ilaçlarAlkolizmBöbrek, karaciğer ve kalp yetmezliğiTiroid hastalıkları (hipotiroidi)Kronik hastalıklar (şeker hastalığı ve yüksek tansiyon gibi)Nörolojik problemler (multipl skleroz, Parkinson gibi)Ameliyatla rahimin alınması (histerektomi operasyonları)Hormonal dengesizliklerİlişkide ağrı hissetmedir (disparoni).Genital organlardaki iltihaplar, rahimin ters dönüklüğü (retrovert uterus), endometriosis gibi nedenlere bağlı olarak ağrılı cinsel ilişki olması (disparoni) kadının cinsel isteksizliğine neden olabilir. Aynı şekilde menopozda ortaya çıkan estrojen yetersizliğine bağlı vajinal kuruluk ve ürogenital atrofiler de isteksizlik sebebidir. Psikolojik faktörler: Aşırı stresKişiler arası ilişkilerdeki sorunlarEvlilikle ilgili problemlerBeden şekli ile ilgili kaygılarAnksiyete (İçsel sıkıntılar)Depresyon'dur. Bazen kadın ve partnerinin kadın cinsel organlarının yapı ve fonksiyonlarını bilmemesi nedeni ile cinsel ilişki öncesinde kadının uyarılması sağlanamamakta, bu durumdaki kadın da cinsel istek duymamaktadır.Yine, cinsel travma (tecavüz ve tacizler), önemli yaşam olayları (ailede birinin ölümü, çocuk doğumu, taşınma gibi) ve cinsel ilişki ile bazı olumsuz anıların yerleşmesi gibi durumlar da psikolojik nedenler arasındadır. Bazı durumlarda bir kadının cinsel ilişkide bulunması bir suç veya günah olarak algılanabilmekte, bağlantılı olarak cinsel arzu duymak suçluluk duygusuna neden olabilmektedir. Cinsel isteksizlik problemi genç kızlıktan bu yana olabileceği gibi çoğunlukla normal cinsel fonksiyonu olan kadında sonradan da ortaya çıkabilir. Bazen cinsel istek azalması bir ilişkideki bozulmanın bir işareti de olabilir. Öfkeli, korkulu ya da zihni dağınık kişiler genellikle cinsel yakınlık için istek duymazlar. Cinsellikten uzun süre uzak kalmak da cinsel dürtüyü bastırabilir. Cinsel isteğin az olması kadınlarda cinsellikle ilgili en yaygın şikayetlerdendir. Kadınların yaklaşık %33'ünün hayatlarının bir döneminde cinsel ilgi ya da istek azalmasıyla karşı karşıya kalacağı tahmin edilmektedir. Oranlar yaşa bağlı olarak artmaktadır. 18-24 yaşları arasındaki kadınların % 32'si cinsel istek azlığından etkilenirken bu oran 30-34 yaş grubunda % 29.5 ve 35-39 yaş grubunda % 37.6'dır. Genel toplumda cinsel istek azlığının % 20 civarında olduğu tahmin edilmektedir.
UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

Kadında Cinsel Soğukluk

Kadında Cinsel Soğukluk
Cinsel soğukluk "cinsel birleşmeden gereğince zevk almamak" olarak tanımlanabilir. Cinsel birleşmenin en yüksek haz derecesi olarak kabul edilen orgazma ulaşamamaktan, bu derecenin biraz gerisinde kalmaktan başlayarak cinsel birleşmeden, en ufak bir zevk almak bir yana, nefret etmeye kadar değişen durumlara rastlanabilir.Bir kadının cinsel bakımdan soğuk olması onun kısır olması demek değildir. Çünkü kadınlar hiç cinsel birleşme yapmadan da (örneğin sunî döllemede hekimin spermayı bir şırıngaya doldurup döl yatağına şırınga etmesinde olduğu gibi) gebe kalabilirler. Genel olarak bütün kadınlar yeterli bedensel ve ruhsal uyarmalarla hazırlandıkları takdirde cinsel birleşmeden zevk alabilirler. Kadınlardaki bu yetenek erkeklerdekinden daha az değildir. Ancak aşağıda belirtilecek olan nedenlerle - özellikle toplumumuzda - cinsel soğukluk daha çok kadınlar arasında görülmektedir.Hiç orgazma erişemeyen ya da yetersiz orgazma erisen bir kadın için, evliliğini bir mezarlıkta yasıyor, denilebilir. Yeni evlenmiş bir kadının orgazma ulaşmayı öğrenebilmesi için belirli bir süre gereklidir. Ancak bu sürenin uzunluğu ya da kısalığı kadına göre değişir. Yapılan bazı araştırmalara göre, kadınların yüzde yirmi dördü ilk cinsel birleşme denemelerinde, yüzde yirmi yedisi evliliklerinin ilk bir kaç haftasında, yüzde yirmi altısı evlendikten bir yıl sonra, yüzde on altısı bir yıldan daha uzun bir süre sonra orgazma ulaşmışlar, yüzde yedisi ise orgazmı hiç bir zaman tadamamışlardır. Ancak, kadınların yüzde yirmi dördünün ilk cinsel birleşmede orgazmı başarabildikleri iddiası oldukça kuşku götürür bir sonuçtur. Yapılan bir başka araştırma kadınların ancak yüzde dördünün ilk cinsel birleşmede orgazma ulaşabildiklerini, yüzde ellisinin ise evliliklerinin ilk bir kaç haftasında aynı başarıya eriştiklerini belirtmektedir.Bu konuda yapılan araştırmaların tümü göz önüne alındığı zaman ortaya çıkan sonuç şudur: Her dört kadından ikisi cinsel bakımdan soğuktur, (frijittir) Ancak, çoğu kez, yaklaşık olarak bir yıllık bir uğraşmadan sonra bu iki kadından biri kurtulabilir. Geriye kalan dörtte bir ise daha uzun bir süre soğukluk çekmeye mahkûmdur. Kadınların büyük çoğunluğu, soğuk olmalarının gerçek nedenini kocalarının beceriksizliğinde ararlar. Oysa, çoğu kez durumdan erkek kadar, hatta ondan daha fazla, kadın sorumludur.Erkeklerin Sebep Olduğu Cinsel Soğukluk:a) İlk Gece Yapılan Yanlışlarilk kez cinsel denemeye girişen erden bir kızın, bir miktar acı duyması olağandır. Ama eşinin anlayışlı ve yumuşak davranması bu acıyı geniş ölçüde azaltabilir. Erkeğin sabırsız, hoyrat, ya da düşüncesiz davranışları, kadında, cinsel birleşmeden acıdan başka bir şey beklenemeyeceği duygusunu uyandırabilir. Bu tür duygular zamanla çok derin bir korku haline gelebilir ve kadının cinsel yönden soğuk kalmasına yol açabilir.b) Erkeğin Cinsel Aksaklık ya da EksiklikleriPenisin yeteri kadar sertleşememesi, erken meni gelmesi, çok büyük ya da çok küçük penis, cinsel soğukluğa benzer bir durum yaratabilir kadında. Ama aslında bu gerçek bir soğukluk değildir. Kadın bu tür kusurları olmayan bir başka erkekle doyuruya ulaşabilir. Böyle bir durum karsısında, erkeğin bir hekime görünmesi gereklidir.c) Yanlış Cinsel TeknikGenel olarak, kendi cinsel tekniğini ilerletmeye çalışan erkek, bunu yaparken eşinin cinsel gelişimini pek göz önüne almaz. Bunun sonucu olarak da, başlangıçta eşinin utangaçlık duyguları içinde olabileceğini düşünmez. Oysa bundan daha yanlış bir davranış olamaz. Erkek, kadınların alelacele öğrenilmiş, yalan yanlış uygulanan sevişme tekniklerinden hoşlanmadıklarını bilmelidir. Kendisi iyi niyetle hareket ediyor bile olsa, çok geçmeden eşinin soğuklaştığını görecektir.Kadınların Kendilerinden Gelen Cinsel Soğukluk:a) Cinsel Gelişimde GecikmelerYumurtalıklardan gelme bir bozukluk ya da aksaklık dolayısı ile üreme organları gerektiği gibi gelişmemiş olabilir ve bu, kadında cinsel isteğin azalmasına ve giderek cinsel soğukluğa yol açabilir. Ama bu konuda fazla kaygıya kapılmak yersizdir. Kadın evlendikten sonra olgunlaşacak, fazla derin olmayan aksaklıklar kendiliğinden geçecek, ve sonunda orgazm mümkün olacaktır.b) Üreme Organlarında İltihaplarParametritis (döl yatağı çevresindeki bağ dokusu iltihabı) çeken, ya da döl yatağında, yumurtalık tüplerinde, yumurtalıklarında ya da diğer üreme organlarından birinde iltihap olan kadınlar cinsel birleşme sırasında acı duyarlar. Dış organların tersine, iç üreme organları iltihapları kolay kolay farkedilemez ve çoğu kez iltihabın başlangıcında tedaviye başlanamaz. Bu yüzden kronik hale gelen bazı iltihaplar dolaylı olarak cinsel soğukluğa yol açabilir. İltihap, çocuk aldırma, doğum, ya da kirli ellerle dokunma yoluyla alınmış bel soğukluğu mikrobundan ya da bir başka mikrop dolayısı ile meydana gelmiş olabilir. Başka hiç bir nedenden ötürü cinsel soğukluk duymamış kadınlarda bile bu tür soğukluğa rastlanabilir.c) Doğum Sırasında Açılmış YaralarKadın doğum yaparken meydana gelen yırtılmalar ya da kesiklerin sonradan iyi tedavi edilmemiş olmaları, ya da üst üste yapılan doğumlar sonucu döl yolunun gevşemiş olması nedeni ile, cinsel birleşmeden zevk alamaz hale gelebilir ve bu da zamanla cinsel soğukluğa yol açabilir. Doğum sırasında meydana gelen yırtılma ne kadar ufak olursa olsun, hemen yeniden dikilmelidir. Bazı kadınlar, hekimin kestiği yeri yeniden dikmesine izin vermezler. Oysa, hekimin doğumu kolaylaştırmak amacı ile perineum'u (apış arası) kesmesi, sonradan yapılan dikiş iyi tutturulduğu takdirde, hiç de kaygı verecek bir işlem değildir. Bu işlemin cinsel duygular üzerinde her hangi bir etkisi olmaz.d— Duygusal BaskılarCinsel ilişkileri günah ya da kirli sayan bir takım dinsel ya da toplumsal baskıların altında kalmış olan kadınlar cinsel yönden soğuk olabilirler. Bu tür soğukluk özellikle, bilgisizlikleri yüzünden cinsel birleşme sırasında hareketsiz kalan kadınlarda görülür.e-- Duygusal ŞokBir takım seyrek durumlarda, cinsel soğukluğun eskiden kalma bir ruhsal «yara»ya bağlandığı olur. Kadın, başından geçmiş olan bir cinsel zorlanma olayını ya da çocukluğundan hatırladığı cinsel oyunlar ya da daha önceki başarısız cinsel denemelerini unutamadığı için soğuk olabilir.f— HomoseksüellikHomoseksüel ilişkilerin kurulmasına etken olan bir çok ruhsal faktörlerden biri de erkeklerden tiksinme durumudur. Erkeklerden tiksinen bir kadının da onlara karşı soğuk olması olağandır.g— Güzellik ve Çeşitli Nedenlerle, Kocayı Küçük GörmekGüzelliği herkes tarafından övülen bazı kadınlar kendilerinden ve kendi görünüşünden başka bir şey düşünmez olurlar. Genellikle kocalarından memnun değildirler, her dakika daha iyi bir eş seçmedikleri için yakınırlar. Eşlerinin kendilerine son derece bağlı olmalarını, kendilerinden hiç bir şey esirgememelerini dilerler, ama bu konuda kendilerinden bir şey vermeye yanaşmazlar. Bu tür kadınlarını çoğu cinsel yönden soğuk olmaya yatkındırlar.h— Gebe Kalma KorkusuBir kadın ister çocuk sahibi olsun, ister hiç çocuk yapmamış olsun, artık çocuk istememekte kesin kararlı ise, cinsel bakımdan soğuklaşabilir. Doğum kontrolü ve kürtaj işleminin yaygınlaşmaya başlamış olması, bu nedenle meydana gelen soğuklukları oldukça azaltmıştır. Ama sık sık çocuk aldırmış kadınlar arasında bile bu tür soğukluğun kurbanı olanlar görülür, çünkü durmadan kürtaj yaptırmak hoşa giden bir şey değildir. Ayrıca bir kadının kürtaj sırasında karşılaşabileceği komplikasyonlar «gebe kalmak» tehlikesini onun gözünde büyüterek cinsel soğukluğuna yol açabilir.Çevre ile İlgili Cinsel Soğukluk:a— Ev İçindeki İlişkilerKayınbaba ya da anası ile, görümceleri ya da kayınbiraderleri ile ya da kendisi ile aynı evde oturan diğer akrabalar ile iyi geçinemeyen bir kadın cinsel bakımdan soğuklaşabilir. Bu durumda olan bir kadın, aslında kocasına karsı olan hoşnutsuzluğunu dolaylı bir yoldan belirtmektedir,b— Yatak Odasının Uygun OlmayışıÇiftin yatak odasının üçüncü bir kişi tarafından paylaşılıyor olması, ya da hemen bitişiklerindeki odada bir başkasının yatıyor olması, ya da örneğin banyoya giden yolun çiftin yatak odasından geçmesi gibi durumlarda, kadın cinsel birleşme sırasında birinin odaya girebileceği korkusu ile her an tetikte olmak zorundadır. Bu durum, giderek cinsel soğukluğa yol açabilir.Yukarda kısaca özetlenen nedenlerden ötürü kadında cinsel soğukluk meydana gelebilir. Çoğu kez, adı geçen nedenlerden bir kaçı birleşerek cinsel soğukluğun doğmasında etken olurlar. Bu yüzden, cinsel bakımdan soğuk (frijit) olan bir kadın, kadın hastalıkları uzmanının yanı sıra bir de ruh hastalıkları uzmanına görünmelidir.
UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

22 Mayıs 2008 Perşembe