1 Haziran 2008 Pazar

Orgazmın sorumlusu genler


Orgazmın sorumlusu genler


4 bin kadın üzerinde yapılan bir araştırmaya göre her üç kadından biri orgazm olamıyor. Araştırmacılar sorunun kaynağının genetik olabileceğini belirtiyor.

İSTANBUL - Kadınlar neden orgazm olamıyor? Neden fizyolojik mi psikolojik mi? Yıllardır tartışılan bu konuya Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Figen Taşer Güney açıklık getirdi. Güney, son araştırmalara dayanarak orgazm olamamanın kökeninde genlerin etkisi olabileceğini öne sürdü.
Dünyada 4 bin kadın üzerinde yapılan bir çalışmada, kadınlarının üçte birinin hiç orgazm olmadığı ya da nadiren orgazm olduğu, onda birinin de her cinsel birleşmede orgazmı yaşadıkları ortaya çıktı. Klitoral uyarı olmadan orgazm olabilen kadınların oranı ise yüzde 30 olarak belirlendi. Kadınların yüzde 34’ü mastürbasyonla orgazma ulaşırken, orgazma ulaşamayan erkeklerin oranı sadece yüzde 2.GENETİK ETKENLEROrgazm bozukluklarına yönelik yapılan birçok çalışma, genlerin kadın ve erkekteki orgazm bozukluklarının sorumlusu olduğunu ortaya koyuyor. Orgazm olamamanın ikinci önemli nedeni ise psikolojik. Cinsel yönden bilgi sahibi olmayan kadın korkuları yüzünden orgazmı yaşamıyor. Bu korkular arasında ilk gece korkusu ve hamile kalma korkusu var. Tiksinme duygusu da orgazmı engelleyen etkenlerden biri. Dr. Güney menopoz sonrasında da orgazm sorunlarının yaşandığını söyledi. Vücuttaki östrojen hormonunun azalmasının vajinal kuruluğa yol açtığını bunun da orgazm olmayı engellediğini belirten Dr. Güney, orgazmı şöyle anlattı: Kadında orgazm nedir? Orgazm, cinsel uyarım ve zevkin en yüksek noktası olarak tanımlanabilir. Orgazm sırasında nefes alıp verme sıklığı, kalp hızı ve kan basıncı artar. Göz pupilleri büyür, dudaklar koyulaşır, göğüs uçları dikleşir, klitoris ıslanır ve sertleşir. Artan heyecanla beraber deri kızarır ve terleme başlar. Kadında büyük dudaklar, klitoris, vajen ve pelvik organlar penisteki gibi büyür ve genişler. Nasıl oluşur? Bazen orgazmdan hemen önce dakikalarca süren bir haz dönemi vardır. Orgazm, vajinada ve/veya rahimde hissedilebilen istemsiz ve zevk veren kasılmalarla aniden ortaya çıkar. Bazı kadınlarda orgazm, kasılmalar hissedilmeden gerçekleşir. İstemsiz kasılmalar ve spazmlar, bacaklar, karın, kollar ve sırt gibi değişik vücut bölgelerinde görülebilir. Orgazm sırasında vajen bezleri vajinayı iyice kayganlaştıran ve sıklıkla erkekteki orgazma benzetilen bir sıvı salgılarlar. Orgazm ile ilgili kasılmaların spermi vajinadan rahim ağzına doğru yönlendirdiği ve birden fazla art arda orgazm yaşayan kadınlarda, orgazmın olmadığı sekse göre bu yönlendirmenin çok daha fazla olduğu düşünülür. Orgazmın tipleri nelerdir? Kadın vücudunda çok sayıda erojen bölge vardır. En çok bilinenleri vajen ve klitoristir. Orgazm da vajinal ve klitoral orgazmlar olarak ikiye ayrılabilir. Klitoris çevresindeki bölgeler çok duyarlıdır. Tek fiziksel fonksiyonu cinsel zevk vermektir. Birçok kadın klitoral orgazmın en yoğun orgazm olduğuna inanır. Kadınlar vajinal orgazma ulaşmanın daha zor olduğuna inanırlar. Vajenin dış 1/3’ü en duyarlı bölgesidir. Bir orgazmın diğerinden daha iyi olduğunu söylemek mümkün değildir, her ikisi de farklı zevk alma biçimleridir. Her kadın kendi tecrübeleri ile birini tercih edebilir ve bu nedenle kadının partnerinin, kadının tercih ettiği tipi bilmesi önem taşır. Kadının orgazm olmasının sağlanması için ilişkide ne tür değişiklikler yapılabilir? İlişkide kadın ile erkeğin aynı anda orgazm olması diye bir gereklilik söz konusu değildir. İlişkide aynı anda orgazm olunması diye bir gereklilik de yoktur. Önemli olan kadının ya eşi ile birlikle ya da eşinden önce orgazm olmasıdır. Çünkü erkek orgazm olduktan sonra ereksiyon etkinliğini kaybetmeye başlar. Yeni bir ilişkiye fizyolojik ve ruhsal olarak hazır olması belli bir süreyi gerektirir. Kadınlarda ise bu süre çok kısadır ya da yoktur. Kadınlar arka arkaya defalarca orgazm olabilirler ve aynı ilişki içerisinde bile çok sayıda orgazm olabilirler. Bunun için erkek, kadının orgazm olabilmesi için gerekli koşulları sağlamalı ve çaba göstermelidir.




UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

‘Konuşmak en büyük afrodizyak’

‘Konuşmak en büyük afrodizyak


İngiliz manken Jerry Hall, eşler arasındaki sorunların temelinde “sessizlik duvarı” bulunduğunu düşünüyor.

LONDRA - Erkeklerde sertleşme sorununu gidermeye yönelik bir ilacın tanıtımında rol alan ve Londra’da yapılan tanıtımda basın mensuplarıyla bir araya gelen Jerry Hall, erkeklerdeki sertleşme sorununu giderme yolunun eşler arasındaki sessizlik duvarının yıkılması ve dertlerin paylaşılması olduğunu savundu.
Verdanafil etkin maddesini içeren Levitra adlı ilacın üreticisi tarafından düzenlenen “Derdini Paylaş, Aşkını Alevlendir” kampanyası çerçevesinde birçok ülkeyi ziyaret eden, özellikle “eşiyle sohbeti başlatma sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğine inandığı” kadınları bilinçlendirmeye çalışan Hall, konuşmanın eşlerin cinsel hayatındaki en büyük afrodizyak olduğunu söyledi.KADINLAR, EŞLERİNİ DOKTORA GİTMEYE İKNA EDEBİLİRKampanyada yer almaya, “dünyada milyonlarca kadın ve erkeğin sertleşme sorunu yüzünden acı çektiğine tanık olduktan sonra karar verdiğini” belirten Hall, pek çok konuda olduğu gibi sağlık konusunda da ilişkilerin idaresini elinde tuttuğuna inandığı kadınların, eşlerini doktora gitmeye ikna edebileceklerine inanıyor. Hall, “Kadınlar eşlerini, kendilerinde bulunan sorunun milyonlarca erkekte de görülebileceğine inandırabilir. Ben de kadınları buna teşvik etmek istiyorum” dedi. FİZİKİ GÖRÜNÜM SEKS İÇİN ÖNEMLİHall, genç ve güzel kalma başarısının sorulması üzerine, “Ben seksin fiziki görünümümüz için önemli olduğuna inanıyorum. Bunun dışında çok uyurum, çok su içerim, uyuşturucudan uzak dururum, sağlıklı beslenir, yürüyüş-yüzme gibi sporlar yaparım. Tabii şüphesiz mutlu olmak da insani genç tutuyor” dedi.SEÇİMİ DOKTOR YAPMALIBayer’in ürettiği Levitra’nın yanı sıra piyasada erkeklerde sertleşme sorununun çözümüne yönelik Pfizer’in Viagra ve Lilly firmasının Cialis adlı ürünleri, uluslararası alanda öne çıkıyor. Uzmanlar, Verdanafil adlı etken maddeyi içeren Levitra, tadalafil içeren Cialis ve sildenafil içeren Viagra’nın aynı amaç için üretilen ilaçlar olduğunu, etki süreleri farklılık gösterdiğinden doktorun hastaya tavsiyede bulunması gerektiğini belirtiyor.



UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

Cep telefonu kısırlığa yol açabiliyor

Cep telefonu kısırlığa yol açabiliyor


Aşırı cep telefonu kullanımının, erkeklerde kısırlık riskine yol açabileceği belirlendi...
İSTANBUL - Cep telefonunun sağlık üzerindeki etkisine ilişkin araştırmalara bir yenisi eklendi. ABD’nin Cleveland ve New Orleans ile Hindistan’ın Mumbai kentlerinden araştırmacıların yaptığı bir araştırmaya göre; cep telefonlarından yayılan mikrodalgalar sperm sayısını, hareketliliğini ve kalitesini neredeyse yarı yarıya düşürüyor.
Cep telefonları hayatımıza girdikleri kısa sürede milyonlarca kişi için vazgeçilmez hale geldiler. Ancak, cep telefonlarının yararları kadar zararları da tartışılıyor. Özellikle sağlık üzerinde yarattığı zararlara ilişkin iddialar birbirini kovalıyor. Bu konuda, son olarak, ABD’nin Cleveland ve New Orleans ile Hindistan’ın Mumbai kentlerinden araştırmacıların yaptığı bir araştırmanın sonucu çarpıcı.Kısırlık tedavisi gören 364 erkek üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, günde 4 saatten uzun süre cep telefonu kullanan erkeklerin sperm sayımları sağlıklı kabul edilen düzeyin yarısında seyrederken, cep telefonu kullanmadığını söyleyenlerin spermleri hem sayıca yüksek, hem de çok daha sağlıklı.ABD’li bilimadamları, cep telefonlarından yayılan mikrodalgaların, sperm sayısını, hareketliliğini ve kalitesini etkilediğini düşünüyor. Bu durumun bazı erkeklerde kısırlığa dahi neden olabileceği belirtiliyor. Doktorlar, bu duruma cep telefonlarının yaydığı elektromanyetik radyasyon veya ortaya çıkardığı ısının neden olduğunu düşünürken, bulgular mobil telefonların geniş çaplı kullanımının milyonlarca erkeğin baba olmasında sorun çıkartabileceğini gösterir nitelikte görülüyor. Araştırmaya başkanlık eden Ohio eyaletindeki Cleveland Üreme Sağlığı Araştırma Merkezinden Prof Ashok Agarwal, dünya çapında bir milyon kadar kişinin cep telefonu kullandığını ve bu sayının bazı ülkelerde her yıl yüzde 20 ila yüzde 30 arttığını belirterek, “Gelecek beş yılda bu sayı ikiye katlanacak. İnsanlar, sonuçlarını göz önüne alınca cep telefonu kullanırken bir kez daha düşünecek” dedi.



UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

Kadınlarda cinsel isteksizliğe son

Kadınlarda cinsel isteksizliğe son



Her 3 kadından birinde görülen cinsel isteksizlik ve uyarılma güçlüğü için bir ilaç geliştirildi.
SİBEL GÜNEŞ

İSTANBUL - Dünya Cinsel Sağlık Birliği Başkanı Dr. Eusebio Rubio Aurioles, NTV’ye yaptığı açıklamada etken maddesi erkeklik hormonu olarak bilinen testesteron olan ilacın 2007 yılında piyasaya çıkacağını söyledi.

Erkeklik hormonu testestoronun eksikliği kadınlarda cinsel isteksizliğe ve uyarılma güçlüğüne yol açıyor. Bu sorunların tedavisi için geliştirilen testesteron etken maddeli bir ilaç ise Avrupa Birliği’nde onaylandı. Dünya Cinsel Sağlık Birliği Başkanı Dr. Eusebio Rubio Aurioles, “erkeklerdeki sertleşme güçlüğü için geliştirilen 4 ilaç var. Bu ilaç kadınlarda da denendi ama işe yaramadı. Sonunda yeni bir ilaç geliştirildi. Ancak yeni ilaç 2007’de satışa sunulacak. Bu ilaç testestoron etken maddeli. Testestoron düzeyi düşerse cinsel istek ve uyarılma olumsuz etkileniyor. Kadınlar bu sorunu hastalıklara ve menopoza bağlı olarak yaşayabiliyor. Yeni geliştirilen ilaç bant şeklinde. Yumurtalıkları alınan ve vücudu hormon üretmeyen kadınlar da kullanabilecek” dedi.Genel olarak toplumda her 3 kişiden biri yaşamı boyunca cinsel bir sorun yaşıyor. Ancak bu sorunların çözümü ne zaman hekime başvurulacağının bilinmesine bağlı.İnsan vücudunun bir makine olmadığını, sertleşme güçlüğü de yaşabileceğini, orgazm olmama sorunu da yaşabileceğini belirten Dr. Eusebio Rubio Aurioles, “Bir gün ya da bir hafta isteksizlik olabilir, sorun değil. Ancak bu tip sorunlar 3 ay sürüyorsa muhakkak doktora başvurulmasını öneriyoruz” dedi. Dünya Cinsel Sağlık Birliği Başkanı Dr Aurioles, mutlu bir cinsel yaşam için çiftlere dinamik bir iletişim biçimi öneriyor:“İyi bir cinsellikte iletişim çok önemli. Siz ne istediğinizi eşinize söylemelisiniz. Onun ne istediğini öğrenmelisiniz. Cinsellikte keşifci olun, hayal gücünüzü kullanın, ancak karşı tarafın isteklerine arzularına saygılı olmayı da unutmayın.”



UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

Çok çalışma cinsel hayatı öldürüyor

Çok çalışma cinsel hayatı öldürüyor

Uluslararası alanda yapılan bir araştırma, haftada 70 saatten fazla çalışmanın cinsel yaşamı öldürdüğünü ortaya koydu.
ANKARA - Harvard Bussiness Review dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, normalin üzerinde mesai yapan hırslı meslek sahipleri ve yöneticiler, özel yaşamlarını ve çocuklarını ihmal ediyor.
Büyük şirketlerdeki meslek sahipleri arasında yapılan araştırma, bu insanların günde 10 saatlik çalışmayı bile yarım gün çalışıyormuş gibi algıladıklarını gösterdi. Söz konusu şirketlerde çalışan ve çok para kazananların yüzde 45’i işlerine aşırı derecede zaman ayırıyor. Mesleklerine yeni başlayanlar için bu çalışma biçimi haftada en az 60 saat olurken, birçok meslek sahibi 100 saat ve üzerinde mesai yapıyor.Yüksek mevkilerdeki bu insanlar nadiren tatil yapıyor ve bunların yarısı yılda 10 günden az tatile çıkıyor.Araştırmaya katılan kadın ve erkek meslek sahipleri, işlerinin eşleriyle güçlü bir ilişki kurmalarını engellediğini söylediler.Büyük şirketlerde çalışanların yüzde 45’i, günde 12 saatten fazla çalıştıktan sonra eve döndüklerinde “eşleriyle bir çift laf edecek takati bile kendilerinde bulamadıklarını” söylediler.Sürekli seyahat eden ve akşam programlarına katılan aynı orandaki meslek sahibi, işlerinin “tatmin edici bir cinsel yaşamı imkansız kıldığını” belirttiler.Bu kişilere işlerinin çocuklarıyla ilişkisi üzerindeki etkisi sorulduğunda ise yine üzücü bir sonuç ortaya çıktı.İşkolikler, uzun saatler çalışmaları yüzünden çocuklarının çok uzun süre televizyon karşısında vakit geçirdiklerini, abur cubur yediklerini ve disiplinsiz olduklarını söylediler.


UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

Erkeğin ilacı vitalseksüel kadın

Erkeğin ilacı vitalseksüel kadın


Tıp dünyası, her üç erkekten birinde görülen sertleşme güçlüğünün tedavisi için çözüm arayan eşiyle iletişim kuran kadını ‘vitalseksüel’ olarak tanımlıyor.
SİBEL GÜNEŞ

İSTANBUL - Sertleşme güçlüğü olan her 10 erkekten ancak biri hekime başvuruyor. Hekime başvuran erkeklerin de ancak yarısı ilaç tedavisini başarıyla sürdürüyor. Viyana’da açıklanan Modern Kadın ve Cinsellik Araştırması’nın sonucuna göre sertleşme sorunu yaşayan erkeklerin hekime başvurması yine kadından, cinselliği önemseyen, sorunları açıkça konuşabilen ‘vitalseksüel’ kadınların artmasından geçiyor.

Bayer tarafından 14 ülkede yapılan ve Viyana’da düzenlenen 9. Avrupa Cinsel Tıp Derneği Kongresi’nde açıklanan “Cinsellik ve Modern Kadın Araştırması”nın sonuçlarına göre; 40 yaşın üzerindeki her iki kadından biri kendini vitalseksüel kadın olarak tanımlıyor. Kore’de 40 yaş üstü kadınların yüzde 66’sı, Suudi Arabistan’da yüzde 60’ı, Meksika’da yüzde 62’si, Polonya’da yüzde 587i, İspanya’da yüzde 52’si vitalseksüel. Türkiye’deki kadınlarda bu oran ise 14 ülkenin en düşüğü. Türk kadınların yalnızca yüzde 30’u kendini vitalseksüel kadın olarak görüyor. Vitalseksüel kadınlar için yalnızca cinsellik değil, iletişim de büyük önem taşıyor. Kadınlar eşleri ile cinsel yaşamlarını nasıl daha iyileştirebileceklerini tartışmak istiyorlar. Araştırmada kadınlara eşleri ile cinsel yaşamlarını nasıl daha iyileştirebilecekleri sorusu soruldu. Kadınların yüzde 88’i eşleri ile daha fazla iletişimin, yüzde 85’i de kendiliğinden gelişen bir ilişkinin cinsel yaşamları için vazgeçilmez olduğu görüşünü belirttiler.Uluslararası Cinsel Tıp Birliği Başkanı Dr. John Dean, “Araştırmanın sonuçlarına göre tüm yaş gruplarındaki kadınların yüzde 76’sı için cinsellik çok önemli. Bu bilgi yalnızca erkeklerin cinselliğe ilgi duyduğu efsanesini de yıkıyor. Vitalseksüel olarak tanımladığımız kadınlar ise eşlerinin cinsel sorunları olduğunda muhakkak çözüm aramayı tercih ediyor” diyor.
Cinsel sorunu olan her 10 erkeğin biri hekime başvuruyor.
Araştırmaya katılan kadınların yüzde 45’i stresi, yüzde 37’si de sağlık sorunlarını erkeklerdeki sertleşme güçlüğünün nedeni olarak gösteriyor. Oysa uzmanlar çiftlerin 40 yaşından sonra kendilerine özen göstermekten vazgeçtiklerini bunun da cinselliğe olumsuz yansıdığına dikkat çekiyor.Aile Sağlığı ve Araştırma Derneği Başkanı Prof Dr. Halim Hattat şu değerlendirmeyi yapıyor: “Erkek kendi hayatını yaşayıp fiziksel olarak da bakımsız olduğunda kadın da öyle olduğunda cinsel hayatı çok etkiliyor. Çiftlerin ‘bu benim 40 yıllık kadınım, 40 yıllık erkeğim’ diye birbirlerini ihmal etmemesi gerekiyor. Son yıllarda kadınların cinselliğe verdikleri önemi ortaya koyan araştırma sayısı artıyor. Cinsellik ve Modern Kadın Araştırması da bunlardan biri. Araştırma sonucuna göre hetoroseksüel erkek yanında vital seksüel kadın imajı ortaya çıktı. Bu cinselliği çok abartarak kullanan anlamında değil, yanlış anlaşılmamalı. Çiftlere mesaj veriliyor. Eşlerinizle birlikte olun her şeyi eşinizle paylaşın iletişim içinde olun ve cinselliği hayatınınızdan ayırmayın. 3 aydan fazla süren cinsel işlev bozukluklarında muhakkak hekime başvurun.”



UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.

Tüp bebek tedavisinde yeni dönem

Tüp bebek tedavisinde yeni dönem


Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, normal yollardan çocuk sahibi olamayan çiftlerin bebek özlemine son veren tüp bebek tedavisiyle ilgili yeni düzenlemeler içeriyor.

ANKARA - Mevcut sisteme göre SSK’lı hastalar özel merkezlerden yararlanamazken, Genel Sağlık Sigortası’nın yürürlüğe girmesiyle özel-kamu ayrımı kalkacağı için Sosyal Güvenlik Kurumuyla anlaşmalı her merkeze başvurulabilecek. Mevcut sisteme göre 3 olan deneme sayısı 2’ye düşecek.
-->
Anayasa Mahkemesi’nin bazı hükümlerini iptal ettiği Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun yürürlük tarihi değiştirilmediği takdirde 1 Ocak’tan itibaren uygulanacak 63. maddesi, evli olmakla birlikte çocuk sahibi olamayan genel sağlık sigortalısının kadınsa kendisinin, erkekse karısının yardımcı üreme yöntemiyle tedavisine ilişkin kuralları düzenliyor.Buna göre, şu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde tüp bebek tedavisi, Kurumca karşılanacak: Tıbbi tedaviler sonrasında normal yöntemlerle çocuk sahibi olunamadığı ve ancak yardımcı üreme yöntemiyle çocuk sahibi olunabileceğinin, Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucularının sağlık kurulları tarafından tıbben mümkün görülmesi, 23 yaşından büyük, 39 yaşından küçük olunması, Son 3 yıl içinde diğer tedavi yöntemlerinden sonuç alınamadığının Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucularının sağlık kurulları tarafından belgelenmesi, Uygulamanın yapıldığı tıbbi merkezin, Kurum ile sözleşmesinin bulunması, En az 5 yıldır genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olunan kişi olup, 900 gün genel sağlık sigortası prim gün sayısının bulunması.Mevcut düzenlemeye göre 3 olan deneme sayısı yeni sistemde 2’ye, 40 olan yaş sınırı da 39’a düşecek.“SÖZLEŞMESİ OLAN HER KURUMA BAŞVURULABİLECEK”Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Sami Türkoğlu, mevcut sisteme göre Bağ-Kur ve Emekli Sandığı mensupları ile Yeşil Kartlıların tüp bebek tedavisi için özel sağlık kurumlarına başvurabildiğini, SSK’lıların ise sadece kamu sağlık kurumlarından yararlanabildiğini hatırlattı. Yeni sistemde kamu-özel ayrımının ortadan kalkacağını bildiren Türkoğlu, “Genel Sağlık Sigortası ile sağlık kuruluşları arasındaki kamu-özel ayrımı ortadan kalkacağı için bizim şartlarımızı ve verdiğimiz fiyatı kabul ederek sözleşme imzalayan her sağlık kurumuna başvurulabilecek” dedi. Türkoğlu, fiyatlandırma konusunda çalışmaların sürdüğünü, bu konuda bir rakamın henüz ortaya çıkmadığını bildirdi. DENEME SAYISI 3’DEN 2’YE DÜŞECEKTürk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, yeni sistemle tüp bebekte deneme sayısının 3’den 2’ye düşürülmesini eleştirerek, “Başarı şansı birinci denemede yüzde 50-55, ikinci denemede yüzde 70-75, üçüncü denemede ise yüzde 80-85’tir. Deneme sayısı ikiye düşürüldüğünde yüzde 10-15’lik bir kesimin gebelik şansı ortadan kalkar” dedi. Yeni sistemle yaş aralığının 23-39 olarak belirlenmesinin de yanlış olduğunu savunan Tıraş, “18 yaşında evlenen ve eşinde hiç sperm olmayan bir kadının çocuk sahibi olabilmesi için mutlaka tüp bebek yöntemine başvurması lazım. Ama bu çift çocuk sahibi olabilmek için 4 yıl beklemek zorunda kalacak” diye konuştu. Normal yolla bebek sahibi olamayan kadınların tüp bebek yöntemiyle 43 yaşına kadar anne olabileceğini, ancak bu şansın 37 yaşından sonra ciddi olarak azaldığını anlatan Tıraş, “Yaş sınırı neden 37 değil de 39 oldu, hangi kriterler göz önüne alınarak 40’dan 39’a düşürüldü belli değil. Bu tür düzenlemeler bilimsel gerçekler göz önüne alınarak yapılmalıdır” görüşünü savundu. SSK’lıların tüp bebek tedavilerinin, kamu hastanelerine başvurmak koşuluyla yaklaşık bir yıldır kurumca karşılandığını hatırlatan Tıraş, “SSK’lılar bir yıldır üvey evlat muamelesi görüyordu. Diğer kurum mensupları özel merkezlere başvurabilirken SSK’lıların bu haktan yararlanmaması yanlıştı. Dünyada tüp bebek tedavileri özel merkezlerde yapılıyor. Ayrıca geri ödeme kurumlarının bu işlem için ödediği bin 250 YTL de yeterli değil. Bir nevi sübvansiyon. Bu tutar artırılmalıdır” dedi. RUHSATLI TÜP BEBEK MERKEZLERİTüp bebek yöntemi normal yollardan çocuk sahibi olamayan çiftler için umut haline gelirken, üremeye yardımcı merkezlerin sayısı da her geçen gün artıyor. Sağlık Bakanlığından ruhsatlı merkezlerin sayısı son 6 ayda 78’den 84’e yükselirken, yeni merkezler İstanbul, Bursa, Adana ve Gaziantep gibi büyük illerde açıldı. 84 merkezin 63’ü özel, 21’i ise kamuya ait. İstanbul’da 26’sı özel, 6’sı kamu olmak üzere toplam 32, Ankara’da 8’i özel 7’si kamu olmak üzere toplam 15, İzmir’de ise 5’i özel, 2’si kamu olmak üzere toplam 7 merkez bulunuyor.Üremeye yardımcı merkezlerin illere göre dağılımı şöyle: İstanbul (32), Ankara (15), İzmir (7), Bursa (6), Adana (5), Antalya (3), Kayseri, Konya ve Gaziantep (2’şer), Denizli, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Kocaeli, Malatya, Sakarya, Samsun ve Trabzon (1’er).“BAŞARI ORANI SORGULANMALI”Tıraş, Sağlık Bakanlığının ciddi bir ruhsatlandırma politikası olduğunu ifade ederek, “Tüp bebek sahibi olmak isteyenler başvuracakları merkezin ruhsatlı olup olmadığına dikkat etmeli” dedi. Bu çiftlerin ayrıca merkezdeki hekim ve embriyologların üremeye yardımcı tekniklerin eğitimini alıp almadığını ve merkezin başarı oranını da sorgulamalarını isteyen Tıraş, ekipte bulunan hem hekim hem de embriyologların iyi yetişmiş olması gerektiğini vurguladı. İyi bir tüp bebek merkezindeki fiziki ve teknik alt yapının da yeterli olması gerektiğini anlatan Tıraş, nitelikli bir merkezin ayda en az 50 uygulama yapması, eve bebek götürme oranının ise yüzde 35’in altında olmaması gerektiğini söyledi.



UYARI:Bu sayfadaki metin sadece bilgilendirme içindir. Hiçbir zaman kendikendine tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.